Maçgünü tüm gün evde idim hocam
maçın olduğunu bile maçtan saatler sonra öğrendim
Maçın oynandığı dünden değil de bugünden bahsedeyim ama ister isen
15:00 gibi ihsan aradı
elinde kerem yılmazer tiyatrosunda bu akşam (11.01.10) sahnelenecek "bekleme salonu" oyunu için davetiye varmış
gelir miymişim
bu tür davetlere icabet karakterimizdir diye bir laf yumurtlayaca raddeye gelmeme de ramak kaldı aslında
üsküdar'da imiş kerem yılmazer sahnesi
ben üsküdar'da taa kaalü bela zamanlara musahipzade celal sahnesin'de "mikado'nun çöpleri" oyununa gitmiş idim aklım beni yanıltmıyor ise
kerem yılmazer sahnesi nerdedir bi öğren sorumluluğunu da bana yıktı ihsan
aradık tiyatroyu öğrendik
üsküdar iskelesinden gelirken kadıköy değil de zeynep kamil yönünden devam edilecek
bir yokuş var, o çıkılacak
kiler süpermarkete gelindiğine yolun karşısına bakılacak
istanbul büyükşehir belediyesi kerem yılmazer sahnesi ile karşı karşıya gelinecek
kerem yılmazer bir ortak yanımız da var aslen hocam
usta tiyatrocumuz kerem yılmazer bir dublaj işi için arabası ile yolda giderken trafik ışıklarında durur
ani bir patlama diğer pek çok kişi gibi onun da hayatının sonu olur
meydana gelen patlama terörist saldırı sonucu gerçekleşmiştir
asıl hedef levent'teki hsbc genel müdürlüğüdür
anavarza abin de ilgili binanın 7. katında görev yapmaktadır o sıra
o, bu saldırıyı hafif yaralı olarak atlatır
işte o saldırıda hayatını kaybeden tiyatro oyuncumuz kerem yılmazer anısına yaptırılan tiyaro sahnesine ilk gelişim bu akşam
"bekleme odası" oyununu kim yazmış dersin peki
açık radyo'da her çarşamba "kuranderde kalanlar" programını yapmakta olan 6dan sonra tiyatro ekibinden yiğit sertdemir
tiyatroya üsküdara giden 2 servisten biri olduğunu öğrendiğim 84A ile gittim
bana yardımcı olacağını hanımefgendi kiler market ile çağrı market'i karıştırmış halbuki
onu dinlese imişim hayli taban tepecekmişim
son anda bu durum meydana çıkıyor ve ben serviste kalıyorum
sevis şoförü de "siz şimdi yorulmayın" diyerek -sağolsun- beni tiyatronun kapısına kadar bırakıyor
ihsan'ı arıyorum "ben geldim oğlum" demek için
o yanlış yoldan sapmış, yokuş çıkmakta imiş
tiyatronun fuayesinde onu bekliyorum
o gelince hemen aşağıdaki kebapçıda rize etli pidesi alıyoruz
ama 1 tane alıp paylaşıyoruz
ee, fakirlik zor zenaat hocam
aynı kebapçıya bir süre sonra erdal özyağcılar da geliyor
bana demediğini bırakmıyor ihsan fotoğraf makinemi yanıma almamış olduğum için
e oğlum ben nerden bileyim senin beni buraya davet edeceğini diyorum ben de
20:30'da başlayacak oyun için 20:00 gibi sahneye yollanıyoruz
görece küçük salonda kendimize en arka en köşede yer bulabiliyoruz
bir çok koltuk rezerve edilmiş ve üstlerine kim adına rezerve edildikleri yazılmış çünki
"oğlum" diyorum ihsan'a
"şu yaşa geldik, hala bir isme malik olamadık baksana"
oyunun başlaması seyircilerin yerleşmesini bekliyor
derken 1 saatlik oyun başlıyor
ne yalan söyleyeyim çok fazla içine giremiyorum oyunun
bazı ufak trükleri yakalayabiliyorum ama
ee zamanında biz de tarık zafer tunaya'da "tiyatro yazarlığı kursu"na gittik ne de olsa hocam
dekordaki her nesnenin bir vesile kullanııması aklıma cehov'un o ünlü sözünü getiriyor
"bir oyunda duvarda bir tüfek var ise
oyun sonuna dek o tüfek mutlaka patlamalıdır"
oyunun sonundaki sunuş kısmı beni düşündürüyor daha çok
berber
ışıkçı
müzisyen
dekor tasarımcısı
yönetmen yardımcısı
yönetmen
yazar
şucu
bucu
diye insanlar sahneyi dolduracak kadar kalabalıklaşırken
şuncacık bir oyunda bile kaç kişinin emeği var be hocam duygusu çörekleniyor içime
oyun sonrası kokteyle de kalıyoruz kısa bir süreliğine
şarap ile peynir
şarap ile yeşil zeytin
şarap ile domates güzel gidiyormuş be hocam
tiyatrocu kızlar da pek müstesna
pek güzel oluyorlarmış ayrıca
biz fazla takılmıyoru ama
erkence çıkıp yokuşumuzu tırmanıyoruz
ben kadıköy tarafına ihsan çamlıca tarafına yollanıyor
arada ben açık radyoyu da açmış daha önce "bunu dinlemem lazım" dediğim programa kulak kabartmışım bile
saat 22:00
ahtapotun bahçesi
programcı cem sorguç
daha yeni vefat etmiş genç müzisyenleri dinletiyor
bunun haberini üsküdara gider iken dinlediğim açık dergiden, ilksen mavitunadan almışım
vic chestnutt
ve
lhasa de sela dinleyerek geliyorum kadıköye
onların hatrı mıdır bilmeden kalkmakta olan 19F'ye yetişiyorum
başka müzisyenlerden başka parçalar da çalıyor cem
kocadere durağında otobüsten indiğim sırada da son parçasını sunuyor
lhasa de sela'dan going in
1 ocak 2010'da vefat eden hüzünlü sesli bu latin kadın benden sadece 1 sene önce 1972'de dünyaya gelmiş
onun buğulu sesini dinleyerek eve doğru yeryüzünü arşınlarken sanki ölmek ona yakışmış diye hissediyorum
sanki ölmüş ve o hüzünle bu şarkıları dillendirmiş gibi geliyor bana
ya vick chestnutt'a ne demeli
onun vefatını, vefat ettiği gün açık dergide duymuş ama üstünde durmamıştım
hiç tanımadığım, adını bile o akşam işittiğim bir müzisyendi en nihayetinde
ardından bin kunduz tesadüfle 1 - 15ocak express dergisini almış bulundum
arka kapağında vic chestnut'un resmi
tekerlekli sandalyede bir rocker
o pozu enteresandı hocam
sakatlığını hayatına bahane etmeyen insanları seviyorum
bir vesile öğrenmeseniz onların sakat olduğunu hayatta çakozlamayacağınız insanları
ben blog adresim hali ile bu tür insan olamıyorum elbette
ama o da (blog adres adım yani) başka ve şimdiki konumuzla ilintisiz bir hikaye
o halde önce
lhasa sela
--
Im going in
(Lhasa de Sela-I'm Going In)
ve
vic chesnutt
--
chain
(Vic Chesnutt - Chain - At the cut)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder