3 Mayıs 2010 Pazartesi
"Fincanın etrafı yeşil"
Bazen öyle olur
Nerden estiğini bilmediğim bir türkü dolanır kalır dilimde
Sesimden kelli bağrı yanık söyleyemesemde belli bir müddet mırıldanır dururum
Karadeniz seyahatimde de aynısı oldu
Of'un Cumapazarı beldesinin eteklerinde geçirdiğim şu 15 günde hep aynı türküyü mırıldandım
"fincanın etrafı yeşil
aman aman"
Çernobil'in yıldönümüne çok az gün kalmıştı
100 küsur gündür açık radyo'da yayınlanan gezegenin geleceği programında dr. uygar özesmi hafta içi her akşam dünyanın çevre gündemini aktarırken hergün eksilte eksilte bu durumu vurguluyordu
"çernobil'in yıldönümüne 112 gün kaldı ... 67 gün kaldı... 16 gün kaldı .."
ve işte çernobil'in yıldönümüne 7 gün kala cumapazarı'ndayım
kaldığım evin balkonunda tüm karadeniz manzarası ayaklarımın altında
dağlar, tepeler, o dağlar ve tepelere onların habitatını bozmamak için yapıldığı aşikar yollar
o dağların ve tepelerin istisnasız hepsinde el emeği göz nuru ile çalışan insanlar
"böyle çalışmaya mecburuz" demişti şefik amca
"bizde düz toprak yok, traktörü bırak, at bile sokamazsın bu bayıraşağı topraklara"
ben cumapazarındayım
yeşiller partisinden arkadaşlarım ise çernobil'in yıldönümünde gerçekleştirilecek kadıköy mitingi için hazırlıklarla meşgul
maillerden takip eediyorum onları
perşembe akşamı beşiktaşta bildiri dağıtalım diyorlar
pankartı hazırladık mı diyorlar
saat kaçta nerde buluşup,hangi güzergahtan kadıköy'e gideceğiz diyorlar
çernobil ise benim yanıbaşımda olan karadeniz'in karşı sahilinde bir yerlerde
aklıma bir çocukluk hatırası geliyor
nükleer santral kazası (kör gözüm parmağına bir işe "kaza" denmesi ne kadar mantıklıdır, o da ayrı konu) yeni meydana gelmiş
radyasyon yüklü bulutlar ordan kalktı bizim kıyılara geldi haberleri dolanıyor ortalıkta
ve bizim o dönemki -sanırım- çevre bakanı almış maaile bakanlık eşrafını çevresine
"ne radyasyonu efenim, bakın içiyorum işte halis mulis rize çayını" diyerek dikiyor kafasına çay bardağını
ekonomi yıkılır çünkü öyle yapmaz ise
memleket perişan olur
yıllar sonra pek çok kazımların yok olması ihtimali kimsenin umru değil
karadenize dökülen her dere ya da nehirin yamacına kurulmuş trabzon'da ilçeler
trabzon - of arası seyahatlerimde gözlerimle görüyorum bunu
arsin, araklı, sürmene, of ...
karadenize doğru akan bir nehir ve çevresinde yeşermiş bir şehir
cumapazarındakilerin derdi yurdu dağa çıkmak
dağda
dağın tepesinde de evler çatmışlar kendilerine
onlar "oba" diye adlandırıyor bu evleri
her ev için tüm köy halkı birleşmiş
kimi odunu temin etmiş kimi sobayı
dağın tepesindeki her oba herkesin olmuş
anahtarları obanın dışında kendilerince bilinen bir yere bırakıyorlar
kim çıkar ise dağa sığınsın, bir çay işsin, iki lafın belini kırsın diye
beni de götürüyorlar
öyle bir yer ki karadeniz
-onlar öyle söylüyor-
kendi toprağına 1 sene bakmasan; toprağın ormana karışıyormuş
kendiliğinden bitiyormuş ağaçlar
"şuralar" diyor şefik amca "bizim toprağımızdı"
gösterdiği yerde bir başka amazon peydah olmuş bile
"tam burdan karadeniz görünürdü" diyor biz dağın yamacından karşıya bakarken
ağaçlardan artık karadeniz de görünmez olmuş
bir akşam vakti bir daha çıkıyoruz dağa
köyün diğer sakinleri ile birlikte
hes'lerden açılıyor konu
herkes kendi meşrebince bakıyor konuya
akp sempatizanı olanlar
"su akar türk bakar" diyor
toprağın, ormanın, tabiatın kadrini bilenler
bu işin doğru bir iş olmadığını
"aslında barajlara göre daha temzidir hesler" diyor şefik amca
"ama bunu da iyi tahlil etmek lazım"
hes yapılırken akan derenin yolunu kesip suyu tüneller ile taşıyorlar
sonra o suyu bir yüksek yere çıkartıp debisini yükseltiyorlar
o yüksekten aşağıya akan sudan da enerji açığa çıkıyor
ama burada asıl sorun
derenin yolunu kestikleri zaman
tüneller ile aktarılan su artık akması gereken yatağından akamayacak
suyun akmadığı o bölümdeki doğaya ne olacak peki
ordan su içen hayvanlara ne olacak
o suyun sağladığı nem ile verimli hale gelen toprakta ürettiğimiz bitkilere ne olacak
asıl soru bu
"diyorlar ki" devam ediyor şefik amca
biz suyun hepsini almayacağız
3'te 1'ini de derenin normal yatağında bırakacağız
ama bunun bir garantisi yok
üstelik hedefledikleri enerjiyi açığa çıkarmak için deredeki suyun 3'te 2'si de yeterli değil
"benim en çok sinirlendiğim" diye devam ediyor
kendi akrabalarımızı
canımız ciğerimiz insanlarımızı da buna ikna etmiş olmaları
ben ne söylersem söyleyeyim bana değil de diğerlerine inanmaları
ne kadar mücadele etsek de karşımızdaki güç ile başetmemiz imkansız diyor
hemen itirazlar yükseliyor
"ama rizeliler başardı" diyor diğerleri
onlar daha bilinçli
birlik olunursa biz de başarabiliriz diyorlar
pek çok hes'in inşaası bitmek üzere imiş
bir o kadarınınki de başlamış bile
sonra derelerden açılıyor konu
derelerde geçen çocukluklarından
"hepimizin bir anısı var bu sularda" diyor şefik amca
mehmet dayı "bizim gelencik için de ölçüm yapmışlar geçenlerde" der demez
birden hareketleniyor ortalık
gelencik deresi herhangi bir dere değil çünkü
onların, kendi deresi
akp sempatizanı olanlar bile
"gelencik'e el uzatılırsa alırız silahı karşılarına dikiliriz" şeklinde tepki veriyor bu habere
sonra gelencik'e neden hes yapılsın, onun suyu anca kendine yetiyor tesellisi başlıyor
ama diyorum ben tam o anda
bu işler sıra ile yapılmaz mı zaten
karşı köyün deresine bulaşırlar sen ses etmezsin
sonra sıra senin derene gelir senden başka kimse kıpırdatmaz kılını
böyle böyle, fersah fersah kaybedersin elinde avucunda ne varsa
dağdan köye inerken başınızın dönmemesi karadenizde
daracık, virajlı yollar
çoğunluk dibi görünmez uçurumlar
o yollarda türkü söyleye söyleye geniş bir ovada araba sürermiş gibi rahat yol alan insanlar
Bazen öyle olur
Nerden estiğini bilmediğim bir türkü dolanır kalır dilimde
Sesimden kelli bağrı yanık söyleyemesemde belli bir müddet mırıldanır dururum
Karadeniz seyahatimde de aynısı oldu
Of'un Cumapazarı beldesinin eteklerinde geçirdiğim şu 15 günde hep aynı türküyü mırıldandım
"fincanın etrafı yeşil
aman aman
aç kolun
sar kolum
boynumdan aşır
serhoşem dilim dolaşır
aman aman
aman yar
canım yar
öldürdün beni"
anavarza
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Merhaba Alper,
YanıtlaSilVideondaki görüntüler kadar sesler de harika. Sabah kalkınca, şehirde artık duyulması zorlaşan bu kuş seslerini dinlemek çok iyi geldi.
Hes'lere gelince malesef yerel bir direnç görememek çok üzücü,herşey o noktadan başlamalı çünkü...ümitsizliğe kapılmak istemesem de, bazen çok zor oluyor bu ülkede.Teşekkürler yazın için..