
Altyazı Dergisinin (bknz) Ekim 2010 sayısına verdiği mülakatta Çoğunluk filmini hem yöneten hem de senaryosunu yazan Seren Yüce şöyle diyor
"Venedik'te film için, bizim kabul edildiğimiz bölümün başkanı, "karanlık ama komik bir film" gibi bir tanımlama yaptı"
Altyazı'daki yazıyı filme gitmeden hemen önce okumuştum. Filme gitmeden önce açık radyo'nun 2 ayrı programında da (hikayenin kadın hali'nde "fatih özgüven"den ve sinefil'de de "seren yüce ile settar tanrıöğen"den) film hakkında yorumlar dinlemiştim. Filmi de Beyoğlu Beyoğlu sinemasında izlerken bu ön bakışlar süzgecinde izledim ister istemez. Hiçbir şey okumadan ya da duymadan gitse idim ne değişirdi benim açımdan bilemem.
Ben en çok okur okumaz çok hoşuma giden, "karanlık ama komik" tanımlamasına takılmıştım. Venedik'teki o bölüm başkanı farkında bile olmadan aslında sadece bir filmin değil koca bir ülkenin de tarifini vermişti. Biz ve yaşadıklarımız tamı tamına bu değil miydi sahi, "Karanlık ama komik".
Filmin ortalarında bir yerde edindiğim 2. duygu ise bu filmin ne kadar da "american beauty" (frgmn) filmine benzediği idi. Temelde 2 film arasında hiçbir bağ yoktu ama iki film de kendi toplumlarının sıradan hayatını kendi toplumlarının başından aşağı kaynar su misali dökmekte idiler. Özellikle Çoğunluk'un yemek masası sahnelerinde bu duygum iyice ayyuka çıktı.
Filmden çıktığımda Cannes'in ödül töreninde hayal ettim Seren Yüce'yi ve Nuri Bilge Ceylan'ın "yalnız ve güzel ülkeme" tanımına atıfla "karanlık ama komik ülkeme" diyerek ödülü almış olsa diye düşündüm. 2 cümle de birbirinin tencere ile kapağı idiler aslında, güzel ve yalnız olan ülkem aslında karanlık ama komik olduğu için tam da bu durumda. İşin daha da trajikomik tarafı şu ki benim ülkem ne güzelliğinden ne yalnızlığından ne karanlığından ne de komikliğinden zerrece rahatsızlık duymuş görünmüyor.
Bir katili dalga geçer gibi çocuk mahkemesine gönderebiliyor. Aynı katil ile daha katilliği henüz tescillenmişken "koçum benim" fotoğrafları çektirebiliyor. Hep birlikte taammüden ve kasten bir insanı öldürüp ardından da hep birlikte taammüden ve kasten "biz masumuz" ayağına yatabiliyor.
Seren Yüce bu koca resmin ilk pikselini yani aileyi anlatmış aslında. Rakel Dink'in o eşsiz tespitinde vurguladığı gibi "bebeklerden katil yaratan karanlığın" resmini çizmek isteyenler için bodrum katına doğru inen merdivendeki ilk basamağı tarif etmiş.
Sırrı Süreyya Önder 19 ocak 2010'da Agos'un önünde Hrant Dink'i anmak için toplanan kalabalığa bir çocuk masalından örnekler vermişti. Parmakları alınır çocukların ve onlara bir masal anlatılır demişti. Önce serçe parmağı tutulur, "bu tutmuş" denilir diye diye en sonunda da "bu da öldürmüş" denire gelmişti.
İşte Seren Yüce de bir kaç adım geriye doğru gitmiş
Uzatmış parmağını ileriye doğru
ve bize doğru dönerek hepimize o karanlığın başladığı yeri göstermiş
anavarza

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder