nerden baksan 10 sene

geçen gün ihsan ile eski dirty'deki (mekanın yeni ismini hala öğrenemedik lan) altyazı 100. sayı partisinden çıkmış otobüs durağına yürürken bunu hesaplıyorduk
** 100 sayı kaç sene ederi yani
ben yılda 12 ay var demek ki diye hesaba başlamışlen
ihsan "yılda 11 sayı çıkıyor ya lan altyazı" dedi
ben afallamış ona bakarken
"oğlum dergiyi okuyan da edinen de bana bunu söyleyen de sensin" dedi
ben hala afal bakışıma devam ederek
"ha tabi, öyle ya" dedim
ihsan'ın altyazı ile ilgisi dergiden değil de nerdeyse her ön izleme filmine birlikte gitmemizden
diğer altyazı ön izleme elamanı şafak şu anda askerde olduğundan bizim o anki sohbetimizde iştirak edemedi hali ile
zaten şafağı da eski dirty'deki
(bu eski dirty lafını allah kendisinden gani gani razı olsun, açık radyo sinefil'den melis söylemişti aynı günün öğlenipartiye gitmeden hemen önce kışlasından aramış
sinefil programcıları (yeşim ve melis) altyazıcılardan 2 tanesini (enis ve zeynep) konuk etmişler, hem aynı akşamki partiden hem de 100 sayılık (hatta bir sıfırıncı sayı varmış, onunla 101 oluyor) maziden söz etmişlerdi)
onu "oğlum taksimdeyiz, yeşil evin altındaki lokantada, burdanda partiye gidiyoruz" diye asker olduğuna olacağına pişman etmiştik
şafak ise tek bir şey söyledi garibim
"biraz daha konuşun lan a. koyim
arkadan kız sesleri geliyor
o kadar özlemişim ki"
eski dirty'i bulmamızda bir alem tabi
gene allah kendisinden razı olsun
melis sinefil'de "erol dernek sokak"ta bulunuyor da demişti
ve ben de gidip bir check edeyim diye düşünmekten aciz olduğumdan
bu iki ipucu ile bulmaya çalıştım mekanı
eski dirty
ve
erol dernek sokak
mekanı bulduk
22:00'da başlayacak partiye
21:50'de girip altyazıcılar ile birlikte sanki dergidenmişiz gibi pozlar takındık
fiyakamızı ise enis (köstepen) bozdu yanımıza gelip
"ne zamandır altyazı'yı takip ediyorsunuz?" diye sorarak
allahtan mekandaki ışık oranı aydaki görüş alanından daha dar olduğundan fiyakamızda bir esneme olmadı
orda enis ile altyazıdan, sinemadan, sinemanın hayatıma dahlinden kendi anlaşılmaz ama baş sallanır sözlerim eşliğinde laflarken
enis'e e mail adresini sordum
benim blog var
bir şeyler yazarsam gönderirim beldki dedim
şimdi de evde oturmuş pineklerken
bir film şeridi gibi geçti hayallerimin önünden "benim sinemalarım"
"benim filmlerim"
"benim meceram"
nasıl anlatmalı ki hocam
ben sırf sinemaları, filmleri değil
tüm hikayeyi seviyorum aslında
yani evden çıkışı
yolu
salona girişi
bilet alışı
bileti yarıya böldürüşü
salonda olmayı
10 dk arada bir koşu cornflakes almayı vsr.
vay be eskiden biz koşturmazdık
salona duhul eden abiler
"alaskaaa, frigooo" diye ses ederlerdi
ben küçük yoğurt kasesinde satılan alaskayı da severdim
şimdiki parmak çikolatalar formatında sunulan frigoyu da
ama ikisini birden almama hiçbir zaman izin verilmezdi
en başından mı başlamalı anlatmaya
yoksa önce altyazı ve ön gösterimlerden mi? !
hangi filmleri
daha doğrusu hangi maceraları anlatmalı peki?
bir yerden başlayalım
** bahçelievler ünverdi sineması
ve orda izlediğim filmler
* 9 canlı karateci ile süperman III (2 film birden kapsamında)

bu filmleri nasıl unutabilirim ki hocam
o dönem ayaklarım için fizik tedaviye gidiyordum
babamın aksaray'daki yazıhanesinden
babamın yanında çalışan ergün abi götürüyordu beni hergün cerhhahpaşa hastanesine
ama ünverdiye de "süperman III" gelmiş
onu da görmezsem olmaz
"ergün abi" diyorum
"şu hastaneye erken gidip dönüverelim işte"
laf dinletemiyorum
e ama film kaçacak
hastaneden bize verilen fizik tedavi tutanağında o gün de orda bulunmuşturu itina ile dolduruyorum önce
sonra babamın çekmecesinden 5 milyon lira çalıyorum
ofisin anahtarını da gizlice alıp
ergün abinin üstüne kilitliyorum kapıyı
aşağıda minibüs beklerken camdan bana seslenen ergün abiyi iplemeden atlıyorum minibüse
5 milyon öyle büyük bir para ki minibüs şoförünün katiyyen bozamayacağını bildiğimden arada kaynama yöntemi ile gidiyorum bahçelievlere
sinema bileti alınca da bu parayı bozamayacaklarını bildiğimden
ünverdi etrafında bakkal çakkalda parayı bozma denemelerine girişiyorum
en son bir pastanede
"bu para sende ne arıyor evlat?" diyen pastaneci amcaya
"babam dışarda beni bekliyor" diyerek alıyorum elime tutuşturduğu 10 tane 500bin lirayı (belki de 5 milyon değilde 5bin liradır lan, elime de 10 tane 500 lira tutuşturmuştur)
9 tane 500ü cebe atıp
o tek 500 lira ile hem sinema bileti
hem allahına kadar alaska frigo alıp geçiyorum salona
filme girerken mahalleden birilerinin beni görmüş olmasına ise hafi tırsıyorum
ama seyretmekte olduğum çok güzel filmler beni kendi dünyamdan alıp kendi dünyalarına götürüveriyorlar bir anda
9 canlı karateci de enfes
süperman III ise zaten benim idolüm
sinemadan çıkıp pazar yolundan eve doğru yürürken sağ elim hep ileriye doğru havada
süperman olmuş eve doğru uçuyorum sanki
daha 20 adım atmamış iken omzuma inen bir yumruk darbesi ile kendimi yerde buluyorum
daha ne olduğunu anlayamadan bir el kazağımdan çekip kaldırıyor ve hırsla itekliyor beni
pazar yolundan eve kadar olan 250 - 300 metrelik mesafede hayatımda yediğim en büyük dayağı yiyorum
kalkıp 10 adım atmama kalmadan
babamın başka bir yumruğu ile yeniden yere kapaklanıyorum
evin önüne geldiğimizde mahalleli linç etmeye kalkıyor babamı
"size ne lan" diyor babam da
"benim oğlum değil mi?
istersem döve döve öldürürüm
kimse karışamaz"
ve sonra diğer ünverdi filmleri
* abyss

ve o filmden sokağa çıktığımda bana çok garip, çok sıradan, çok boş gelen dünya
* şabanoğlu şaban

ve
dat diri dit dit
dat diri dit dit
dat diri dit dit
daaa
daa
* dirty dancing

ve
onu ben şimdi anlatmayayım da
patrick abim vefat ettiğinde yazdıklarım anlatsın
sizde buradan okuyun
daha anlatacak çok ama çok hikaye var aslında hocam
şimdilik tadında bırakalım biz ama
altyazıcılar
"anlat sen anlat
heyecanlı oluyor" der iseler
başkalarını da anlatırız belki
anavarza

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder