9 Haziran 2009 Salı

Bu Festival Çıldırmış Olmalı 3

Bir festival de yel olup savurdu, değirmen olup öğüttü, geldi ve geçti

Daha önce hiç aklıma gelmeyen bir düşünce idi "yok olan şeylerin güzel olmalarının nedeninin zaten varlıklarının süreye bağlı oluşu"

Okan Bayülgen'in tiyatro sanatçıları konuşup, onları fotoğrafladığı kitabından öğrenmiştim bu düşünce tarzını, "tiyatro çok güzel çünkü yok oluyor" diyordu tiyatro sanatçıları, hayat çok güzel, aşk çok güzel, neşe, sevinç, keden, pişmanlık, hatalar, sevaplar vsr hepsi gerçekten de çok güzeller, çünkü hepsinin süresi kısıtlı, hepsi yok oluyorlar, yok olmaya mahkumlar demeye bile dilim varmıyor artık, yok olarak hem onlar (hepsi) hem de biz (kendimiz, içimizdeki "biz") azat oluyorlar sanki

İşte 2. Documentarist İstanbul Belgesel Günleri de geldi, geliyor, gelecek derken, geldi, içine aldı, geçti ve gitti

Salı - Pazar maratonunda bir tek Cuma günü mola hakkımı (öyle bir hakkım olmamasına rağmen) kullandım. Resmen hılım çıktı. Sanırım geçen seneki festivalin bir anında aklıma gelip dilimden giden bir düşünceye gene kapıldım, "yahu ben şu festivali takip etme halimin belgeselini yapsam ya abi". Hakkaten ya, Thales Bar'ın terasında film gösterimi var diye içi içine sığmayan, hadi hadi diye birkaç arkadaşını gaza getirmeye çalışan, birini zor bela ikna eden, ve fakat çarşamba - perşembe akşamları film gösterimleri olduğunu salı günü sevinç içinde fransız kültüre gidip programı aldığı anda öğrenen birinin belgeseli olacak bu, ikna olan arkadaşımın tepkisi ise belgesele mizah unsuru katabilir hani eni konu; "oğlum, film film dedin, bizi buraya getirdin, bak, senin yüzünden bu akşamki "canım ailem"i kaçırdım"

Cumartesi günü Boğaziçi Üniversitesi'nde hem film gösterimi hem panel var diye ikna ettiği başka bir arkadaşı ile film başladıktan 10 dk sonra gösterim yapılan salona giren, o karanlığa gözü henüz alışık olmadığından metin şentürk hareketlerle bir koltuk bulmaya çalışırken tutmakta olduğu koltuk yanının ne demeye bu denli oynadığını gösterimden sonra çünkü tuttuğu şeyin koltuk yanı değil de bebek arabasının demiri olduğunu şaşırarak öğrenen birinin belgeseli olacak bu, e ama bebeğin babası da belgesel kahramanını uyarmıyor ki kardeşim, kahraman bir yandan bebeğin babası öbür yandan çekiştirmekte arabanın demirini, kahramanın derdi şu basamağı bir salimen geçeyim, babanın derdi bebeğimin mürüvvetini allah vere de görebileyim.

Thales Bar'daki terasta belgesel gösterimine Çarşamba akşamı "Canım Ailem"i bir gün önce "mateessüf" kaçırmış arkadaşı ile birlikte giden, o "allahın" sıcağında 4 kat merdiveni sucuk sepken bir halde çıkıp terasa oturduğunda daha biraları masaya gelmeden filmin bittiğini gören birinin belgeseli olacak bu.

Kısacası her festival günü ayrı bir macaredan başka bir serüvene koşan (zaten her festivalde aynısını yaşar kendisi) birinin belgeseli olacak bu.

Lakin böyle her şey bittikten sonra yazmakta olmuyor be kardeşim. Simiti sıcakken götürmek en iyisi değil mi sonuçta. Orası öyle ama festival günleri eve döndüğümde kımıldayacak derman kalmıyordu ki bende arkadaşım.

Ne demiştik bu blogu açarken, kendime yazacağım, yıllar sonra dönüp baktığımda ne haltlar karıştırmışım dönüp bakacağım. Öyle ise koç, artık demiri tavında dövmen farz oldu. Böyle meydan larousse ikinci cilt tekmil-i birden tarzında yazarsan hadisenin okunabilirliği de kalmıyor sen de takdir edersinki.

1. gün



işyerinden çıkılır, servis dört levent, metro taksim yapılır, fransız kültür'e kapaka atılır, fransız kültür ne iç açıcı yer lan düşüncesi ile bir sandalyeye kurulunur. Arkadaşın gelmesine daha vakit vardır. - 2'deki sinema salonuna inilir, festival kitapçığı henüz gelmemiştir, ama eli kulağındadır bilgisi alınır. O el ile kulak arası mesafe hayli uzayınca 0'a çıkılır, çıkıldığı anda ellerinde tepeleme festival kitapçıkları ile festival çocuklarının aşağıya indikleri görünür, tekrar gerisin geri -2'ye inilir. Ne sihirdir ne keramet ama fransız kültür'deki ilk festival kitapçığı şahsıma kısmet olur.



Arkadaş gelir, thales bar yarınmış lan denir, filmlere bakınılır, en iyisi midye tava ve bira kararı ile istiklale yollanılır

2. gün



Thales Bar teras'tan önce tarık zafer tunaya'da 20:00 seansında gösterilecek olan "Darwin'in Kabusu"na gitme kararı alınmıştır. Karar tatbik edilir. İnsanoğlu ve onun hırsları üzerine hayli kelam edilir. Film 22:00 civarı biter, thales gösterimi 22:30'dadır. İstiklalde çene çala çala gezinti, karnımız aç ir şeyler atıştıralım iyisi mi derken 22:50 olur thales'e varışımız. 30 dk'lık filmin son 5 dakikasına yetişebiliriz. Yeni bir mekan bulmanın manevi hazzı mı? Paha biçilemez !

3. gün

Tek yek fransız kültürdeki "Cinetrain" galasına gidilir. 4 kısa film vardır. Eh iştedir, yanidir, zaten kitapçık seçmecesinde elenmiş ama milletin gazı ile gidilmiş bir filmdir. Millete bakma, kendi paşa gönlüne bak kardeşim kararı bir kez daha verilir.

4. gün

Anatomik yapı sarsıntıya uğradığından evde vücut nadasa bırakılır

5. gün

Evde pinekleye pinekleye oturulacakken festivalden söz açılan bir arkadaş, "ne o, gitmiyor muyuz?" diye arar, gidiyoruz denir, kozyatağı - 4. levent, ordanda rumelihisarüstü otobüsü ile Boğaziçi Üniversitesine ulaşılır. Manzara şahanedir ama yürüme yolu (bu fakirliğin gözü kör olsun)nun maşallahı vardır. Güvenlikçi abilerde kestirme yol varken gezdirme yolunu tarif etmişlerdir, "5 Nolu Cezaevi" filmine 10 dklık bir gecikme ile ulaşılır. Konuya zaten Hasan Cemal'in "Kürtler" kitabından bir aşinalık vardır. Belgesel izlenir, bir yerinde yan sıramızda oturan bir adam hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Fim sonrası düzenlenen panalde anlaşılır ki aynı adam "5 Nolu"nun o dönemki "misafirleri"nden biridir.





Panel sırasında başka arkadaşlarından bizden bağımsız orda oldukları farkedilir. Bizim izleyemediğimiz ilk belgesel "Dersim 38"i de izlemiştir o arkadaşlar. Hatta bir tanesi kendi atalarının Dersim sürgünü olduğunu bizlerle paylaşır.

6. gün



Belgesel master class'ı vardır pera müzesi sinemasında. Geçen sene nick fraser'ın master class'ına katılınmıştır. Dizlerde derman olmasada yaşayacak bir ömrümüz var kardeşim mantığından hareketle tekrar yollara düşülür. 12:00 - 17:20 arası master class, 18:00 - 22:00 arası Goethe Enstitüsünde peşpeşe 2 belgesel izlenir. Belgeseller ana vatan çeçenistan hakkındadır. Kaçırılmaz şerhi konmuştur iki filmin de üzerine festival başlamazdan önce. Dönüş yolunda bu yorgunluğa değdi vallahi iç huzuru ah belim, ah dizim, ah takatim yakınmalarından daha dirayetlidir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder