
Ocak 1999
10 sene önce, 25,5 yaşındayım, işsizim
10 sene önce, yüksek lisans yapmaktayım; daha doğrusu yüksek lisansı tavsamaktayım
oku oku nereye kadar, iş bulamadıktan sonra, amacını bilemedikten sonra hezeyanları sonunda 1 koca sene her derse katılmış olmama rağmen sınav 2 haftası eeyyt diye o iki haftayı sallamış bulunmaktayım
mutsuzum, umutsuzum
haberi geliyor sonra; ağırlaşmış, umutlar azalmış
insanlar evi önünde nöbet tutuyorlar, moda'da imiş evi, o hep söylediği "barış manço, moda, 81300, istanbul" kendi adresi imiş meğer
gidiyor sonra, ağlıyor insanlar, evi önünde olsun olmasın herkes ağlıyor
evinin önündeki nöbet devam ediyor, soğuk mu soğuk hava, ve beklemek belli mesai saatlerini kapsamıyor, 7 24 bir nöbet mevzu bahis olan
cenaze töreni taksim akm'de, defni mihrimah sultan mezarlığı bilmem nerde deniyor
sabahtan çıkıyorum evden, yanıma walkmanim ile evde bulunan barış abi kasetlerini alıyorum katık olarak
128 ile (üstbostancı - mecidiyeköy) mecidiyeköy'e gider iken herkeste bir hüzün, her insanda bir acı
köprü trafiğinde diğer araçlardaki insanlara bakınca dank ediyor kafama tüm radyoların barış abi şarkıları çaldığı, eşşek kafam walkman yerine vili vili'yi alsaydın ya oğlum yanına, sendeki 3 - 5 kasetten ne kadar hissedebilirsin ki barış abiyi

mecidiyeköy'den de bir otobüse daha atlayıp taksim'e yollanıyorum, otobüste üniversiteden gökhan'a rastlıyorum, okul biteli rastlaşmamıştık hiç. nereye barış abiye, ya sen hiç öyle diye bir muhabbet
taksim'de zaten akm'ye adım atabilmenin mümkünatı yok, 100 bilmem kaçbin kişilik bir kalabalığın bir mürekkep lekesi olarak hazır ve nazırım
niyetim ora ile sınırlı kalmak değil ama, barış abi'yi defin yerine de uğurlama niyetim var, akm'deki tören bitip cenaze aracının akm'den çıkışa geçmesini müteakip başka bir otobüsle beşiktaş'a gidiyorum, üsküdar'a gitmek için beşiktaş vapur iskelesinde iken iskelede muhtemelen benimle aynı amaç için orda bulunan gençleri görüyorum, yere oturmuşlar, bir tanesi gitar çalıyor, diğerleri hep bir ağızdan eşlik ediyor "dağlar dağlar, kurban olam yol ver geçem, sevdiğimi bir gün olsun yakından görem/ kuşlar ötmez güller soldu, belli ki gittiğin yerden kara haber"
iskelede gençlerin hüzünlü seslerinden başka çıt yok, herkes kendi barış abi öyküsünün derinliğinde kaybolmuş gitmiş
vapur, boğaz, üsküdar; üsküdar'da adını hatırlamadığım bir yerin otobüsü ile barış abi'nin defnedileceği mihrimah sultan mezarlığının kıyılarına varış

bölük pörçük bir kalabalığın bir noktası olarak ilerleyiş, kalabalık arttıkça ilerlemenin zorlaşması, bir dar patikanın bilmem kaçıncı metresinde artık ilerlemenin imkansızlığı
insanların elinde güller karanfiller, ben de nerden buldumsa bulmuşum iki üç daldan müteşekkil bir gül demeti
barış abi geliyor neden sonra yeşil cenaze arabasının arkasındaki naaşının içinde, herkes ellerindeki gülleri karanfilleri atıyor
tam yanımdan geçiyor barış abi, iki adım atsam bir el uzatmsam tabutuna dokunabileceğim kadar yakınımda şimdi
ben de gönderiyorum elimdeki gül dallarını ama alkışlara eşlik edemiyorum bir elim ayakta durabilmek için niyazi'de olduğundan (niyazi o zamanlar hala hayatta); onun yerine alkış yerine geçsin amaçlı geliştirdiğim boşta kalan sağ elimi sağ bacağıma vuruyorum pat pat alkışlar niyetine
eve dönüyorum binbir meşakkatten sonra
tüm gün hiç ağlamıyorum, daha doğrusu ağlayamıyorum ama korkunç derecede başım ağrıyor
içim rahat, barış abiyi son yolculuğunda uğurlamış olmanın iç huzuru belki de bu
hala bunu sana yoruyorum be abi, senin son yolculuğunu ziyaret edişime
2 hafta sonra telefon çalıyor, arayan demirbank insan kaynakları
2 ay sonra işe giriyorum, demirbank insan kaynakları'nda
hayatım öyle bir değişiyor ki abi sorma gitsin

bu hayatta bir şampiyon var ise sen de onlardan birisin be abi
10 puan 10 puan 10 puan
40 puanla şampiyon sensin Barış abi
sktsksaan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder