
"kendine sürgün
bir garip kişiyim;
sabah akşam imza veren.
bilmemem gereken
şeyler öğrendim;
taraf tutmaz
tanrı bilirim
kaybetmekten
korktuğu için.
sorular sordum
sormamam gereken.
kendime bir
kefen biçtim
kendi tenimden.
sınırlarımı aşmak
yasaktır bana.
yoksul yüreğim
en kuytu kahvem.
acıya tezhibim,
hüzne redif.
yalnızlığın gözlerine
sürme çeken
öyle biriyim ki;
geceleri uykusuz
kuyuları dinleyen.
adım büyücüye çıktı
bu yüzden.
kendine sürgün
bir garip kişiyim;
kutsallığı zincir gibi
parmağında çeviren.
umudu depremden,
aşkı külden
bekleyen benim
aranızda yerim yok zaten.
heybesinde yılan
işaretleri,
baldıran zehiri
yüzüğünün içinde
ve yanında
kav taşıyan ben;
tekinsizim size göre
ibret için
yakılması gereken.
merhabam kalmadı
kimseyle.
haç çıkardım
namaza dururken.
herkes tanır beni
alnımdaki döğmelerden.
inançsızım, dinsizim
yeminle yalan
ikiz kardeşken.
kendine sürgün
bir garip kişiyim;
bulanık sularda
yüzünü ararken sevda,
bir tutam saç derisiyle
uçuşurken rüzgarda.
her şey ne kadar
kendisidir düşünün
hızla kokuşurken dünya !
ruh dökülürken
kan damlalarına,
cesetler gördüm
ırmak boylarında
çalıların arasında.
faili meçhul
cinayetler bilen
çaresiz bir adamım
adını bile kekeleyen.
bilmemem gereken
şeyler öğrendim.
sorular sordum
sormamam gereken.
gördüm apaçık
görmemem gerekeni.
söylenmezi söyledim
suçum büyük
Ve taammüden. "
metin altıok

Konuş diye bir şiiri vardır. Ezberimde yok tam ama orada "sesinin yumuşak kavı" diye bir dize geçer, çok etkilemiştir nedense beni.
YanıtlaSil"kuyu" iyice hislendi be evliya...zaten bu sıralar dolup dolup taşar oldu, güya yaz kurak bir mevsim... peki, bir tarafta yangınlar varken öbür tarafta seller olması ironik değil mi? 2 temmuz yaklaşıyor, belki de ondandır bu halet-i ruhiye, ne dersin evliya?
YanıtlaSil