Belgesel manyağı olduğumdan mıdır (öyle miyim!?) yoksa filmlerin beni manyaklaştırdığından mıdır ben de çözemedim.
Hocam, bak; Salı günü başlıyor Documentarist 2, seç işte filmlerini, ayarla işte gün ve saatlerini. Hasta etme adamı.
Oğlum hangi birini seçeyim, ben de analamadım ki. Hangi filme baksam zevkten aklım çıkıyor lan.
Neyse, şuraya döküvereyim de bohçayı, ordan o pazen bu basma bir şeyler seçerim artık.
öncelikle gösterim programı

şimdi film film bakıp, 50 düşünüp 80 kaşınıp buraya alacağım aklımdaki filmleri ama bir film var ki hocam duydun duyalı aklın çıktı resmen. Grozny Dreaming filmin adı, Grozni Rüyası yani, çeçenya yani, atalarının memleketi yani, bunu da kaçırırsan yuh yani.
Gösterim zamanları. 3 haziran çarşamba 16:00 tzt (geç), 5 haziran cuma 20:00 tzt (hmm), 7 haziran pazar 20:00 goethe (hmm)
Film film mi baksam, 2 kelam yazıp fotoğraf mı eklesem, ne yapacağımı ben de şaşırdım. Gerçi ben her festival öncesi, kitapçık ilk incelemesi sonrası böyle dellenirim ama bu başka bir şey abi. Dört çevre dünya benim arka mahalleye geliyor yahu, daha ben ne diyeyim.

Şu tayland ikilisi enteresan bak. Sen git allahın danimarkalısı, taylandın bir kasabasından bir tutam kızları gelin et, memleketine götür. İlk film danimarkanın bilmemneresinde yaşayan taylandlı "talihli" kızlar "adrese teslim aşk"

ikinci film taylandın bilmem neresinde danimarkaya gelin veren "talihli" aileler ile kızlarını danimarkaya gönderemeyen "talihsiz" aileler, "cennete bilet". Sırf konusu bile insanın izleme iştahını arttırıyor be hocam. Öyle ise Grozny Dreaming'den sonra sırayı bu filmlere verelim. Zaten iki film her gösterimde peşpeşe gösteriliyor.
Gösterim zamanları. 2 haziran salı 14:00 pera (geç), 6 haziran cumartesi 20.00 pera (hmm)
aaa, hocam bak gösterim listesi üzerinde ilerlerken neye rastladım, ne adamsın lan, daha festivalin kitapçığı bile çıkmadı (telefon ettin, öğrendin, festivalin ilk günü, gösterim yerlerinde olacakmış festival kitapçığı, bu kitapçığın güzelliği festival öncesi festival hayallerine dalmak değil midir kardeşim, bende o zaman kes parçala yapıştır, save as print document takıştır metodu ile kendime festival kitapçığı yaparım işte) ama senin elinde her filmi kapsayan bir tane olmasa da ilkel bir kitapçık var işte
ya laf dolandı gene, hocam bir çeçen filmi daha varmış lan festivalde, hem ilki bir orkestranın grozny'de konser verme sevdası iken bu bildiğin çeçenistan'da hayat konulu bir belgesel hemi de, kaçmaz, kaçamaz, kaçabilemez (allah vere de gösterim saatleri bize fransız kalmasa)

filmimizin adı "melonkolinin üç odası"
Gösterim zamanları, 3 haziran çrş 14:00 tzt (geç), 4 haziran prş 16:00 franz (geç), 7 haziran pazar 18:00 goethe (hmm) (neyse lan, son anda yırttık, hem bak goethe'deki gösterimde bu filmin peşine de "grozny dreaming" var, ne dedik oğlum başta, bu festival çıldırmış olmalı mirim, çıldırmış olmalı)
Filmlerin, konuların ve hayallerin içinde kayboldum ama bugün bir yol haritası çıkarmanda şart evladım. Hem bak film biletleri de mybilet üzerinden satılmaya başlandı. Geç kalırsan apışıp kalırsın, sonra karışmam vallahi.

4 film seçtik ve hepsi de blog halinde gitti şansına, e bu iyi de oldu hani be hocam. Bak ne diyorum, bir tane daha ikili buldum sana. Hem bu 2 film diğerleri gibi bağlantılı da değil. İlki 1929 tarihli bir filmin (hem de bu filmin orjinal kopyası sizlere ömür imiş) ordan kes burdan yapıştır hali. Türkiye'de ilk kez demişler, gerçi bu laf beni bir parça tırstırmadı değil ama konusu da enterasan be hocam. "Bir Pazar Günü" Berlin'den insan manzaraları. Hem bak sen if istanbul'da buna benzer bir film izlemiştin de sevmiştin bu sene. Neydi sahi o filmin adı ya, "sing for darfur"du galiba. Barcelona'da Darfur için yardım konseri vardır ve o gün Barcelona'da neler olmuştur neler konulu ve seni resmen mest-ü kepaze eden bir filmdi hatırlar isen. Hakkaten ne güzel bir filmdi o ya, bak hislendim gene şimdi.

İşte bu da Berlin'den hem de 1929 (cumhuriyet 6 yaşında lan daha)yılı Berlin'inden insanlar. Valla içim gıcıklanmadı değil be hacı, ha, sen ne dersin. Diğer film de aslında senin hmm diye izlesek iyi olur mimi koyduğun filmlerden biri. "Ceninin Kalbi". İsrail, malum hareketi üzerine filistinlileri kıl tüy nedenleri bahane edip öldürür. Ölen, 12 yaşında bir çocuğun babası da oğlunun organlarını bağışlar, o organlar da gider İsrailli çocuklara kısmet olur. Film, yıllar sonra, babanın gidip oğlunun organları ile yaşamakta olan israilli çocukları bulmasıyla gelişen olayları anlatıyor. Filmi bırak izlemeyi, şu kıytırık satırları yazarken bile bir tuhaf oldu lan içim. Ey dünya, ben sana ne diyim, hangi küfrü edip aklını alim bilmem ki.
Gösterim zamanı, iki film peşpeşe, 6 haziran cmrt 18:00 ve 20:00 goethe (goethe de işi büyütmüş be hacı, o goethe bülbüt öthe diyelim biz de, di mi ama)

Gelelim bir diğer özel gösterime (Berlin'de pazar günü de özel gösterimdi hocam), bu da entelijansiya bir film gel dikiz yaptığım kadarı ile. "Cinetrain", anasının dini mesafeli bir tren yolculuğunu getiriyor sinemamıza, ordan da gözümüzün bebeğine, ordan da yüreğimizin ta diplerine bucaklarına. Şimdi Transsibirya demiryolunda 9.000 km'lik bir yolculuk sözkonusu olan (lan kılkuyruk, yolculuk denince nasıl da pırpır ediyor içerin, e git be oğlum, çek ve git, tutan mı var, el edip "nere" "hoop" diyen mi var, sektir git işte, ödleksin oğlum işte, ödleksin, aman, zaman diye diye 40'ına geldin dayadın götünü, hala ama "şu" ama "bu", cesaretine turp sıktığımının evladı, dünya orda koçum ve o'nun kollarını açıp sana doğru koşacağı da yok, sen alacaksın tasını tarağını ve tırım tırım gidecek, görecek, öğrenecek, ve asılı yani hasılı "ya-şa-ya-cak-sın", yaşamak; gitmek ve sürtmektir koçum, bunu ben sana demiyorum, doğdun doğalı "için" sana diyor, e, onun için, lütfen doğru yolu seçin, di mi hocam, lütfen ama, bak çok büyük konuştum, lütfen!)
Gösterim zamanları, 4 haziran prş 20:00 franz (bu "gala" imiş), 6 haziran 16:30 tzt (bunun da peşine "berlin" ve "cenin" geliyor goethe'de, bir sinema maratonu için düşünülebilir aslında)

Al işte, ilk hüsran. Zaten festival dedin miydi hüsranlar da kaçınılmazdır. Konusu itibarı ile bana "amanın" dedirten bir filmi de saat mekan uyuşmazlığından o da olmadı o saate başka filmdeyim cicim çaresizliğinden kaçırdığımı öğrendim az önce. Hayat memat işte n'aparsın. Şurda 2 satır bahsedeyim de hatrım kalmasın bari. "Carmen Borat'a Karşı", küçük bir köyden küçük bir genç kızın küçük bir hayatı. Köylülerle dalga geçen "Borat"a (ki ben o filmi hala izlemiş değilim) nazire yaparcasına bir köylünün kendi hayalleri, kendi bize "küçük" ona "dünyalar" hayatı ile cevabı. Nasıl kaçar lan bu film, allahım ya, allaaam ya.

Al işte, 2. hüsran. iyi ki kalp hastası değilsin be hocam. Yoksa bilmem kaç festival önce hücceten gitmiştin vallahi. Bu film sade ve kakaolu olarak saat, mekan uyuşmazlığından (sinema izlerimiz yıllık mesaisinin bir bölümünü eda etmekte olduğundan o filme o saatte iştirak edemeyecektir. Bilgilerinize önemle arz ederiz) izlenemiyor mateessüf. Halbuki "Kör Aşklar", körlerin duygusal dünyalarını irdeleyen bir belgesel idi. Görmeden nasıl aşık olunur, nasıl mutlu olunur soruları üzerine gitmiş bu filmde yönetmen "Juraj Lehotsky". Bu da kaçtı anasını satimm.
Bu film de enterasan bak. "Kanlı Pazartesiler ve Çilekli Turta", can sıkıntısını nasıl olupta hayatımızdan bir şekilde bertaraf edebildiğimizin, onu hangi ali cengizle "görünmez" kıldığımızın peşine düşmüş. Bunu acaba gerçekten başarıyor muyuz yoksa kendimizi; benim hayatım aman da ne güzel, aa işim var, oo eşim var, ne de sıkıştım ııı çişim var diyerek kandır babam kandırıyor muyuz.
Gösterim zamanları, 2 haziran salı 12:00 pera (geç), 5 haziran cuma 20:00 union church (hmm) (bu union church de ne lan, hollanda konsolosluğu imiş, hiç bilinmedik mekanlarda film izlemek oldum olası başımı döndürmüştür benim, sırf bunun için bile bu filme gidilir hocam, can sıkıntısı konulu filmi hayatında ilk defa göreceğin bir mekanda seyretmek, yeme de yanında izle, o derece yani)

Ve görseli ile daha ilk dakkasında merakımı celbetmiş bir belgesel, "Zarif Kıvrımlar". Kadın bedeni hakkında bir belgesel diye aktarılmış konusu. Kadın bedeni ve erkek egemen bakışı üzerine kadın yönetmen "Kiti Luostarinen"in anlattıkları izlemeye değer elbette ama benim ilgimi başta da belirttiğim gibi kendi göğsünü (o göğsünde maşallahı var yani hocam) ütüleyen kadın görseli çekti en çok. (E, ne de olsa jan jacque rousseau abimizin ahvadıyız, ne demişti rahmetli "itiraflar" adlı mucho bellisimo eserinde, ben güzele güzel demem, memeler avcumdan taşmayınca, di mi ama; abiciğim, haklısın ne diyim, toprağın bol fikrin daim olsun be abi)
Hocam kaç saattir yazıp çizip duruyorsun ama festivalin daha yarısına bile gelmedin. Ecnebi filmlerden gözüne kestirdiklerini eh işte yansıtabildin ama.
Daha memleket belgeselleri var, içlerinde kaçırırsan taş olacakların var. Salonlarda film gösterimlerinin dışında gerçekleşecek olan ve geçen gün açık radyo'daki sinefil programı'nda duyup o da ne olduğun ama şimdi festival sitesinde de görüp amanin yaşadığın Thales Cafe Bar'de geceyarısı belgesel gösterimleri var.
Bizim Yücel hoca ve şürakasının (oğlum sen niye o şürekadan bu denli koptun ki sanki, kot kafa) İfsak'ta fotoğraf sergisi var. Sergideki fotoğraflar da hep grupta yazılıp çizilenlerden an be an takip ettiğin 8 mart kadınlar günü ile 2009 yerel seçim fotoğraflarından oluşuyor. (Bir işi de sonuna kadar götür be abiciğim. Tiyatro iki kalas bir heves, sen ise çok kalas az heves tık nefes yani. Ne bu aymazlık lan, ne bu aymazlık)

Sonra Boğaziçi üniversitesinde 6 haziran cumartesi 15:00 / 17:00 satlerinde 2 film gösterimini müteakip yapılacak söyleşi etkinliği var ki bu iki film de, etkinliğe katılan simalar da kaçırırsan yaşama kabilinden. Cumartesi başka yerde ne var, kampüse gitmek kolay mıdır meşakkat midir sorunsallarını da aşar isek izlemek ve dinlemek farz oldu tarzı etkinliklerden. Filmler Dersim 39 ve 5 Nolu Cezaevi.
Bu kadar kelamdan sonra başta dediğimizi yineleyelim yine hocam. Vallahi de tillahi de bu festival çıldırmış olmalı.
Yazacaklarımız bitmedi elbet, daha ne filmler var ki bahse sıra getiremedik. Memleket belgeselleri var, siyad'ın bi bakıcam ödül de vericem ama siz de görmemezlik etmeyin diye seçtikleri var.
E ne demiş, sezen ablamız, yerimiz mi dar, yenimiz mi dar, ne var, (arama çubuğuna "hadi bakalım" yazman kafi) di mi hocam ?
anavarza

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder