
Her "if istanbul" filmi başka bir maceradır ama ben en çok "dünyayı kurtar" filmine dair hikayatımı severim
İf 2005 haberi gelmiş, kitapçık alınmış, iş günleri, mesai saatler; cep durumu, kuruş küsurat maliyetler hesaplanmış. Gidilemeyecek filmlere derin ahh!lar çekilmiş, bileti alınmış bir elin parmaklarını eh işte bulmuş ya da tüh işte bulamamış filmlere sevinci mebusan bir haleti ruhiye ile festival beklenmeye başlanmış.
İşte de durumlar o denli gemi azıya ki kıpırdayacak zerre takat kalmamış.
Dünyayı Kurtar da (Save the Green Planet) aklımda yanlış kalmadı ise Cuma günü 24.00 matinesinde bir film (çalakalem yazdıktan sonra nette bakındımda, 24:30 imiş filmin başlama saati). Beyoğlu Fitaş'a en yakın semt olan Kasımpaşa'ya konuşlu halamın oğlu Çağdaş'ın evine kapıları tırmalayacak raddede yorgun varmışım.
Ya, abi, biz, şeyleri ziyarete.. kusura bakma ya, filan fişek laflarını ederken Çağdaş, tamam oğlum gidin siz, ben otururum ne olacak diye onların kapıdan çıkması ile birlikte kanepede sızmış kalmışım.

Çağdaş'ın dürtüklemesi ile uyandım. Oğlum saat onbir buçuk (23:30) film kaçta demiştin sen demesiyle şahlanıyorum. Alelacele çıkıyoruz Çağdaş ile evden. O bırakacak beni Taksim'e demeye kalmıyor, seninki aynen Bilgi Dolapdere Kampüsüne topukluyor, lan oğlum, n'apıyosun, e abi film, fıstık derken ani bir viraj ile Taksim'e dönüyoruz. E, ama çocukta haklı, 80 defa n'aber abi Bilgi Dolapdere'deki sinemadan çıkmıştım da bi uğradım, nasıl gidiyor yenge Bilgi'ye, sinemaya gidiyorum da bi selam edeyim dedim der durursan çocuk da aynen o istikamete duhul eder doğal olarak.
Film 24.00'de başlıyor ve ben 23:57'de Taksim Özgürlük Anıtı'nın önünde kendime, şansıma, ot'o bok'a saydıra saydıra arabadan iniyorum.
Aklımda film festivali kitapçıklarının o esna beni kahırlara sürükleyen "Film başladıktan sonra salona kesinlikle seyirci alınmayacaktır" sözü ile değneği 5'e takmış son sürat! Fitaş'a yollanıyorum.
A, ha Fitaş. A, ha merdivenler. A, ha salon... derken kan ve ter içinde soluk soluğa, ben.. film.. matine.. "Dünyayı kurtar".. kelimelerini kendi, bildik süpersonik hızlı ve anlaşılmaz kelimelerimle ifadeye yelteniyorum.
"Maalesef" deniyor, "bildiğiniz gibi" deniyor, başlar olmaz manasında öne eğiliyor
Soluklarımı düzene sokmaya çalışırken "tamam, tamam", "haklısınız, 2 dk soluklanayım bari şurda" diyebiliyorum kırık kelimelerle.
Film başlayalı 10 dk olmuş, nasıl salona alsın beni adamlar ...
Dememe kalmıyor,
"Bi sn" diyor, beri yandan gelen bir görevli ve "Sizi maalesef salona alamıyoruz ama madem buraya kadar gelmişsiniz, sizi eli boş göndermeyelim" diyerek beni Fitaş'ın özel locasına buyur ediyorlar.

O ne lan!
Yanımda festival ekibi, berimde belki filmin kadrosundan kimbilir kim, deri koltuklara yayılıp bir bacağımı da diğerinin üzerine atıp, hayatımda seyrettiğim en güzel filmlerden birini seyrediyorum.
if İstanbul
oğlum, evladım
seni vallahi çok seviyorum
anavarza
p.s: hocam nasreddine öykünecek olursak, o'nun kürkü varsa benim de değneğim var. "İzle değneğim, izle"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder